KÜLTÜR TURİZMİ
GÖYNÜK EVLERİ :
Köşebaşı çeşmeleri, eski hafifçe yosunlaşmış alaturka
kiremitlerin resimler dokusu, birbirinin üzerinden
ileriye bakan evler, yamaçlardan yararlanılarak
kurulmuş insancıl boyutta bir yerleşim yeri; işte
Göynük ve Göynük evleri.
Anadolu da Türk
yaşayışının, yerleşme kültürünün önemli örneklerinden
birini Göynük’te görebilirsiniz. Arazinin oluşumuna
göre biçimlenmiş sokaklarda karşınıza çıkan güzel
evler.
Göynük içinden geçen
derelerin yanlarına kurulmuş Avrupa kasabalarının
kuruluşuna çok benzeyen bir yapıyla karşınıza çıkar.
İlk Osmanlı
yapılarının estetikleri, sadelikleri, yalınlıkları ve
insana coşku veren özellikleri var Göynük evlerinin.
Bu evler birbiri üstünden ileriye bakmaya çalışan,
zaman zaman %40’ı bulan eğilim üzerinde ve dar
sokakların çevresinde bahçeler içersinde kurulmuştur.

Yaşları 100 ile 150
yılı bulan Göynük evlerinde giriş katı depo ve kiler
olarak kullanılır. Ara katta gündelik kilerler,
hizmetçi odaları, mutfak, bayram günlerinde şölen
yemeklerinin pişirildiği ocaklı “fırın evi” yer alır.
Zengin evlerinde fırın evi bahçenin ayrı bir köşesinde
kurulmuştur. Birinci katta ise geleneksel Türk
evindeki boş oda ile öbür odalar bulunur. Her odanın
ocağı, yüklüğü, sedirleri, boş odası (gusulhanesi) ile
yaşamlarını sürdürmeye olanaklı biçimde düzenlenmiş
bulunmaktadır.
Eve gelecek yeni
gelin bu odada kısmen bağımsız bir yaşam sürdürebilir
ya da bir konuk bu tip bir odada rahat ettirici bir
şekilde ağırlanabilir.

Göynük’teki bu
evlerin sıcak iç yapısını dışa yansıtan en güzel
örneğini pencereler oluşturur. Eski Göynük evlerinin
pencereleri önce sayılarıyla içeriyi, dışarıya
yansıtırlar üç pencere bir oda demektir. Altı pencere
ise iki oda demektir. Şayet pencere sayısı daha çok
ise pencereler dışarıya taşmışsa açık sofalı bir oda
tipini düşünebiliriz. Ayrıca pencere etrafındaki
kafesler kimi geldi pencereleri, cumbalar sıcak
görünümü sağlayan ve dışa yansıyıcı özellikleridir.
Göynük evleri
arasında, 1890 yılında Hükümet Konağı uyumlu bir
ihtişamı yansıtır.



Foto.Hulusi
hyagci@meb.gov.tr
hulusi14@mynet.com
hulusi14@yahoo.com

Akşemseddin'i Anma Günü:
Göynük ilçesinde her yıl
geleneksel olarak Akşemseddin'i Anma günü
düzenlenmektedir. 2003 yılında 16.sı düzenlenen anma
günü İstanbul'un fetih günü olan 29 Mayıs'tan önceki
pazar dününe denk getirilmektedir. Çok büyük
katılımlarla gerçekleştiren anma günlerinde
mehteranın kattığı coşku yanında bilimsel nitelikte
sempozyumlar da gerçekleştirilmektedir. 2004 yılında
17.si 23 Mayıs Pazar günü kutlanacaktır.
AKŞEMSETTiN
15 ci yüzyılın en büyük
sofilerinden olan
Akşemseddin’in esas adı Mehmet Şemsettin’dir.
Sabahattin-i Şohreverdi-nin
sülâlesindir.1389 yılında Şam’da doğmuş,babasının
ismi Şeyh Hamza’dır.Yedi
yaşında babası ile birlikte Anadolu’ya geçmiş,ilk
tahsilini Bursa’da yapmıştır.Arapça
yı öğrenmiş,doktorluk
hakkında yazılan bir çok kitapları okumuştur.
Daha sonra Osmancık’ta bulunan medreseye ve müderris
tayin edilmiştir.Din üzerinde kendisini yetiştirmek
istemiş ve kendisine yol gösterecek olgun bir kimse
aramaya başlamıştır.Bu sırada kendisine HACI BAYRAM
VELİ’nin yanına gitmesi
tavsiye edilmiş.Fakat
talabesiyle ötede beride dolaşarak para
toplamayı adet edinmiş olan HACI
BAYRAM’ın huyunu
beyenmediği
için,hizmetine girmek istemedi.ZEYNETTİN
HALİFE’ye
Tabi olmak üzere ŞAM’a
gitmek için yola çıktı.Halep yakınlarına geldiği
zaman, bir gece rüyasında boynuna bir zincir
takıldığını ve zincirin bir ucunda HACI BAYRAM
VELİ’nin çektiğini
gördü.
Rüyasını tabir eden AKŞEMSETTİN; hocasına manen
bağlandı ve O’nun yanına dönmeye karar verdi. Uzun
bir yolculuktan sonra Ankara’ya geldiğinde,
kendisiyle hiç ilgilenen olmadığı ve hatta yemek
vakti olduğu halde, yemeğe dahi buyur edilmediğini
anlayan AKŞEMSETTİN; hatasının büyüklüğünü
anladı.HACI BAYRAM’a
dört elle sarıldı ve müridliğe
kabul edildi.
HACI BAYRAM VELİ’yi çok
seven ve sayan Fatih’in babası 2.Murat’ın yanında
küçük şehzade olduğu halde HACI BAYRAM
VELİ’yi
ziyerete gitti.
Sohbetten sonra 2.Murat ‘Şeyhim’ İstanbul’u almak
emelimdir.Dua edersen bu emelime
kavuşabilirim,dedi.HACI BAYRAM VELİ ise başını
sallayarak bir taraftan oynayan küçük şehzadeyi ve
yanından hiç ayırmadığı
AKŞEMSETTİN’i
göstererek; İstanbul’un fethini bu çocuk ile bizim
köse (köse) görecektir dedi.
AKŞEMSETTİN hazretleri HACI BAYRAM
VELİ’nin yanında uzun
yıllar müritliğini yaptıktan sonra,İskilip,Beypazarı
ve Nallıhan dolaylarına gezdikten sonra Göynüğe
gelerek yerleşti.
O tarihlerde Karaman seferinden dönen Padişah
Fatih Sultan Mehmet Bursa’ya uğramıştı.Hocası Molla
Müşrevle konuşurlarken ,
dedesi Osman Gazinin görmüş olduğu rüyayı
anlatarak,İstanbul’un fethi size nasip olacak
Sultanım.Bu altın halkayı siz takacaksınız, diyen
Molla Müsrev’in sözleri
Fatih’in çok hoşuna gitmiş ve çok sevinmişti.
Padişahın Bursa’da olduğunu haber alan
AKŞEMSETTİN, Göynükten kalkarak Bursa’ya
gitti.Padişah tarfından
büyük bir saygı ile karşılandı.Fatih, hocasını küçük
yaştan beri tanır,fakat ondaki ilmin bu kadar derin
olduğunu henüz anlıyordu.AKŞEMSETTİN , Padişahtan
müsaade isteyerek tekrar Göynük’e döndü ve
İstanbul’un fethi sırasında yine Padişahın yanında
olacağını Fatih’e evvelce söylediği için, fetih
zamanı İstanbul’a gitti.İstanbul’un muhasarasında ve
fetih zamanında askerin maneviyatını yükselterek
büyük yararlılıklar gösterdi.
Bu arada Emevi
Saltanatını kuran MUAVİYE zamanında İstanbul’u almak
için gönderilen EBA EYYUB-İ ENSARİ-NİN mezarının
yerine bizzat AKŞEMSETTİN hazretlerinin bulunduğu
söylenir.
Fatih Sultan Mehmet’in ısrarlarına rağmen,
AKŞEMSETTİN hazretleri fetihten sonra tekrar
Göynük’e dönmüş ve burada ölmüştür.Ölümünden beş yıl
sonrada kendine lâyık bir türbe yaptırılmıştır.
AKŞEMSETTİN Tıpdan
da anlardı.Tıbba ait “Maddet-ül
Hayat”adlı bir
türkçe eseri
vardır.Ayrıca Tasavvufa dair
arapça birçok risaleler yazmıştır. En
önemlileri “Hall-i
Müşkilât ve
Risalet-ün Nuriye”dir. Her yıl mayıs
ayının son haftasında yapılan kutlamalardan 2
görüntü
Hazırlayan:Hulusi YAĞCI
www.geocities.com/hulusi14

foto:hulusi