SÜNNET GÖLÜ

ÇUBUK GÖLÜ

ÇAYKÖY GÖLET

İLÇEMİZDE TURİZM

            Bacasız sanayi diye nitelendirilen turizm Türkiye ekonomisinde yükselen bir değer olarak özellikle son yıllarda göze çarpmaktadır. Göynük İlçesinde, Bolu İlinin turizm dokusuyla uyumlu bir turizm potansiyeli olduğunu söylemek mümkündür. Göynük Coğrafyası doğal güzellikler yanında kültürel özellikler ile de süslüdür. Diyar-ı Akşemseddin, Göller Diyarı, Türbeler Diyarı gibi sıfatlarıyla tanınan bir ilçedir.

  DOĞA TURİZMİ

        Göynük İlçesi doğa turizmi açısından eşsiz güzelliklere sahiptir. Büyük şehirlerin gürültülü ve sıkıcı yaşamından bunaldığınızda kendinizi Göynük ilçesinin sihirli doğa ve tarih dokusu içine hiç düşünmeden atabilirsiniz. Doğa ile iç içe kalabilir, temiz havanın ve çam ağaçlarının kokusunu içinize çekebilir, balık avlayıp dinlenebilirsiniz.

Göynük ilçesi İstanbul, Ankara gibi büyük yerleşim birimlerine yakın olması nedeni ile hafta sonu tatili için de elverişlidir.

İlçemizin doğal güzelliklerini aşağıda sıralayalım.

 

     SÜNNET GÖLÜ: Göynük-Bolu yolunun 20. km.den  sağa döndükten sonra 4 km. sonra Sünnet Gölü’ne ulaşılır. Sünnet Gölü, Erenler ve Kurudağ tepeleri arasındaki dar ve derin bir vadinin heyelanla tıkanması sonucu oluşmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği 820 m. Alanı 18 hektardır. En derin yeri 22 metredir. Konaklanabilecek modern tesislere sahiptir. Balık avlanabilir ve traking yapılabilir.

 

     ÇUBUK GÖLÜ: Göynük Bolu yolunun 5. km. sinden sola döndükten  6 km. sonra Çubuk Gölüne ulaşılır. Çubuk Gölü, Kayabaşı tepesinden inen bir heyelanın genişleyen vadiyi tıkaması sonucu oluşmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği 1150 m. Alanı 15 hektardır. En derin yeri 13 metreyi bulur.

Kıyısında Çubuk Köyü, Gölbaşı mahallesi bulunur. Etrafı güzel çam ormanlarıyla çevrilidir. Henüz çevresinde konaklama tesisi olmadığı için günübirlik piknik veya kamp amaçlı geziler için uygundur. Balık avlanıp, yürüyüş yapılabilir.

 

     ÇAYKÖY GÖLETİ: Çay köy sınırlarında DSİ tarafından yapılan gölet l997 yılında tamamlanmıştır. Çevresinde görülmeye değer güzellikler saklar.

 

     ÇATAK HAMAMI : İlçenin 30 km. güneydoğusunda dik yamaçlar arasında şaşırtıcı güzellikte bir vadidedir. Himmetoğlu köyü sınırları içinde olup, Romalılar döneminden kalıntıları mevcuttur. 32 derece sıcaklıktaki suyundan içme ve yıkanma için yararlanılabilir. Romatizma, siyatik gibi hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir. Çevre halkının yararlandığı birkaç barakadan oluşan bir tesis bulunmaktadır. Turizmin hizmetine girmesi için yatırım gerekmektedir.

 

     YAYLALAR : En önemlileri kuzeydeki dağların güney yamaçlar üzerindeki Kaşıkçı ve Çubuk Karabey yaylalarıdır. 1000-1500 metre yüksekliklerde doğu-batı istikametinde uzanırlar.

 

AKŞEMSEDDİN TÜRBESİ : Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’in türbesi 1464 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Kefeki taşınmış kasnaksız bir Kubbe örtülü altıgen planlı bir yapıdır. Girişi doğu yönündedir. Kapının üzerinde sivri kemerli bir alınlık yer alır.

Türbenin içi çok sadedir. Kubbenin oturduğu pandantifler ilgi çekicidir. Her kenarda altta ve üstte ikişer sıra halinde yer alan pencerelerden üst sıradakiler geç devre ait renkli camlı alçı şebekelerle süslenmiştir.

Akşemseddin’in sandukası 2.50x0.50 metre boyutunda, kapıdan girince sağdadır. Ceviz üzerine kabartma yazı ile süslü olan bu sanduka Osmanlı ağaç işçiliğinin güzel bir örneğidir. Kapaklar nar çiçeği kabartma ile süslüdür. Türbede ayrıca Akşemseddin’in oğulları Emrullah ile Sadullah Çelebilerin sandukaları vardır.

 

 

 

 

ÖMER SİKKİN TÜRBESİ (BIÇAKÇI ÖMER DEDE):  Akşemseddin'in arkadaşı ve Hacı Bayram Veli'nin müridi Ömer Sikkin'de Göynük'tedir. Mimari çok fazla olan bu türbe kesme taştan yapılmış altıgen biçiminde bir yapıdır.

Girişi 2 mermer sütunlu ve kemerli, kapısı ağaç oymadır. Giriş ve türbe üzerinde kurşun kaplamalı iki kubbe vardır. Pencereleri oyma taş çerçeve içine yerleştirilmiş demir parmaklıklı ve üzeri kemerlidir.

Ömer Sikkin Dede "Cezbe ve hal ehli", kayıtlardan azade bir dervişti. Tevekkül'ü insanların eşitliğini benimseyen Melami tarikatına bağlıydı.

     Karaca Ahmet: '' Bir yerde mekanın olsun, kırk yerde çerağın yansın'' deyişine tipik bir örnek de Karaca Ahmet Sultandır. Anadolu'da çeşitli yerlerde türbeleri olduğu söylenen Karaca Ahmet'in, Bolu'da Aktaş'ta, Göynük'te Dedeler Köyünde türbeleri vardır. Yazar Nezihe Araz''Anadolu Evliyaları,'' eserinde, Karaca Ahmet Sultan'ın Göynük'te Yar geldi Sultan isimli mücahit bir arkadaşının olduğundan söz etmektedir

.

    Dedbağ dede (Tabakçı Dede): Göynük merkezinde türbesi vardır.

     Çiftlik Türbesi: Göynük-Taraklı yolunun kenarında İbrahimözü Köyü sınırları içindeki türbe ziyaretçilerin uğrak yerlerinden biridir.

 

KÜLTÜR TURİZMİ

      GÖYNÜK EVLERİ : Köşebaşı çeşmeleri, eski hafifçe yosunlaşmış alaturka kiremitlerin resimler dokusu, birbirinin üzerinden ileriye bakan evler, yamaçlardan yararlanılarak kurulmuş insancıl boyutta bir yerleşim yeri; işte Göynük ve Göynük evleri.

      Anadolu da Türk yaşayışının, yerleşme kültürünün önemli örneklerinden birini Göynük’te görebilirsiniz. Arazinin oluşumuna göre biçimlenmiş sokaklarda karşınıza çıkan güzel evler.

      Göynük içinden geçen derelerin yanlarına kurulmuş Avrupa kasabalarının kuruluşuna çok benzeyen bir yapıyla karşınıza çıkar.

      İlk Osmanlı yapılarının estetikleri, sadelikleri, yalınlıkları ve insana coşku veren özellikleri var Göynük evlerinin. Bu evler birbiri üstünden ileriye bakmaya çalışan, zaman zaman %40’ı bulan eğilim üzerinde ve dar sokakların çevresinde bahçeler içersinde kurulmuştur.

      Yaşları 100 ile 150 yılı bulan Göynük evlerinde giriş katı depo ve kiler olarak kullanılır. Ara katta gündelik kilerler, hizmetçi odaları, mutfak, bayram günlerinde şölen yemeklerinin pişirildiği ocaklı “fırın evi” yer alır. Zengin evlerinde fırın evi bahçenin ayrı bir köşesinde kurulmuştur. Birinci katta ise geleneksel Türk evindeki boş oda ile öbür odalar bulunur. Her odanın ocağı, yüklüğü, sedirleri, boş odası (gusulhanesi) ile yaşamlarını sürdürmeye olanaklı biçimde düzenlenmiş bulunmaktadır.

      Eve gelecek yeni gelin bu odada kısmen bağımsız bir yaşam sürdürebilir ya da bir konuk bu tip bir odada rahat ettirici bir şekilde ağırlanabilir.

      Göynük’teki bu evlerin sıcak iç yapısını dışa yansıtan en güzel örneğini pencereler oluşturur. Eski Göynük evlerinin pencereleri önce sayılarıyla içeriyi, dışarıya yansıtırlar üç pencere bir oda demektir. Altı pencere ise iki oda demektir. Şayet pencere sayısı daha çok ise pencereler dışarıya taşmışsa açık sofalı bir oda tipini düşünebiliriz. Ayrıca pencere etrafındaki kafesler kimi geldi pencereleri, cumbalar sıcak görünümü sağlayan ve dışa yansıyıcı özellikleridir.

      Göynük evleri arasında, 1890 yılında Hükümet Konağı uyumlu bir ihtişamı yansıtır.

Foto.Hulusi     hyagci@meb.gov.tr    hulusi14@mynet.com     hulusi14@yahoo.com

Akşemseddin'i Anma Günü:

     Göynük ilçesinde her yıl geleneksel olarak Akşemseddin'i Anma günü düzenlenmektedir. 2003 yılında 16.sı düzenlenen anma günü İstanbul'un fetih günü olan 29 Mayıs'tan önceki pazar dününe denk getirilmektedir. Çok büyük katılımlarla gerçekleştiren anma günlerinde mehteranın kattığı coşku yanında bilimsel nitelikte sempozyumlar da gerçekleştirilmektedir. 2004 yılında 17.si 23 Mayıs Pazar günü kutlanacaktır.

AKŞEMSETTiN

    15 ci yüzyılın en büyük sofilerinden olan Akşemseddin’in esas adı Mehmet Şemsettin’dir. Sabahattin-i Şohreverdi-nin sülâlesindir.1389 yılında Şam’da doğmuş,babasının ismi Şeyh Hamza’dır.Yedi yaşında babası ile birlikte Anadolu’ya geçmiş,ilk tahsilini Bursa’da yapmıştır.Arapça öğrenmiş,doktorluk hakkında yazılan bir çok kitapları okumuştur.

    Daha sonra Osmancık’ta bulunan medreseye ve müderris tayin edilmiştir.Din üzerinde kendisini yetiştirmek istemiş ve kendisine yol gösterecek olgun bir kimse aramaya başlamıştır.Bu sırada kendisine HACI BAYRAM VELİ’nin yanına gitmesi tavsiye edilmiş.Fakat talabesiyle ötede beride dolaşarak para toplamayı adet edinmiş olan HACI BAYRAM’ın huyunu beyenmediği için,hizmetine girmek istemedi.ZEYNETTİN HALİFE’ye

Tabi olmak üzere ŞAM’a gitmek için yola çıktı.Halep yakınlarına geldiği zaman, bir gece rüyasında boynuna bir zincir takıldığını ve zincirin bir ucunda HACI BAYRAM VELİ’nin çektiğini gördü.

     Rüyasını tabir eden AKŞEMSETTİN; hocasına manen bağlandı ve O’nun yanına dönmeye karar verdi. Uzun bir yolculuktan sonra Ankara’ya geldiğinde, kendisiyle hiç ilgilenen olmadığı ve hatta yemek vakti olduğu halde, yemeğe dahi buyur edilmediğini anlayan AKŞEMSETTİN; hatasının  büyüklüğünü anladı.HACI BAYRAM’a dört elle sarıldı ve müridliğe kabul edildi.

    HACI BAYRAM VELİ’yi çok seven ve sayan Fatih’in babası 2.Murat’ın yanında küçük şehzade olduğu halde HACI BAYRAM VELİ’yi ziyerete gitti. Sohbetten sonra 2.Murat ‘Şeyhim’ İstanbul’u almak emelimdir.Dua edersen bu emelime kavuşabilirim,dedi.HACI BAYRAM VELİ ise başını sallayarak bir taraftan oynayan küçük şehzadeyi ve yanından hiç ayırmadığı AKŞEMSETTİN’i göstererek; İstanbul’un fethini bu çocuk ile bizim köse (köse) görecektir dedi.

      AKŞEMSETTİN hazretleri HACI BAYRAM VELİ’nin yanında uzun yıllar müritliğini yaptıktan sonra,İskilip,Beypazarı ve Nallıhan dolaylarına gezdikten sonra Göynüğe gelerek yerleşti.

     O tarihlerde Karaman seferinden dönen Padişah Fatih Sultan Mehmet Bursa’ya uğramıştı.Hocası Molla Müşrevle konuşurlarken , dedesi Osman Gazinin görmüş olduğu rüyayı anlatarak,İstanbul’un fethi size nasip olacak Sultanım.Bu altın halkayı siz takacaksınız, diyen Molla Müsrev’in sözleri Fatih’in çok hoşuna gitmiş ve çok sevinmişti.

     Padişahın Bursa’da olduğunu haber alan AKŞEMSETTİN, Göynükten kalkarak Bursa’ya gitti.Padişah tarfından büyük bir saygı ile karşılandı.Fatih, hocasını küçük yaştan beri tanır,fakat ondaki ilmin bu kadar derin olduğunu henüz anlıyordu.AKŞEMSETTİN , Padişahtan müsaade isteyerek tekrar Göynük’e döndü ve İstanbul’un fethi sırasında yine Padişahın yanında olacağını Fatih’e evvelce söylediği için, fetih zamanı İstanbul’a gitti.İstanbul’un muhasarasında ve fetih zamanında askerin maneviyatını yükselterek büyük yararlılıklar gösterdi.

    Bu arada Emevi Saltanatını kuran MUAVİYE zamanında İstanbul’u almak için gönderilen EBA EYYUB-İ ENSARİ-NİN mezarının yerine bizzat AKŞEMSETTİN hazretlerinin  bulunduğu söylenir.

     Fatih Sultan Mehmet’in  ısrarlarına rağmen, AKŞEMSETTİN hazretleri fetihten sonra tekrar Göynük’e dönmüş ve burada ölmüştür.Ölümünden beş yıl sonrada kendine lâyık bir türbe yaptırılmıştır.

     AKŞEMSETTİN  Tıpdan da anlardı.Tıbba ait “Maddet-ül Hayat”adlı bir türkçe eseri vardır.Ayrıca Tasavvufa dair arapça birçok risaleler yazmıştır. En önemlileri “Hall-i Müşkilât ve Risalet-ün Nuriye”dir. Her yıl mayıs ayının son haftasında yapılan kutlamalardan 2 görüntü

Hazırlayan:Hulusi YAĞCI www.geocities.com/hulusi14

foto:hulusi